← Ana sayfa
04Babalık · Bisiklet · Kişisel

Önce Denge, Sonra Pedal

Ali Kaya17 Temmuz 2026 · 10 dk okumaSon düzenleme: 18 Temmuz 2026 04:35
Pedal yok, zincir yok. Mesele de tam olarak bu.
ÇİZİM

Benim çocukluğumda bisiklet öğrenmenin bir töreni vardı. Önce yan tekerlekli dönem gelirdi, uzun ve gürültülü bir saltanat. Sonra bir akşam baba elinde İngiliz anahtarıyla bahçeye çıkar, yan tekerlekleri sökerdi. Ertesi sabah aynı baba selenin arkasından tutar, sen pedal çevirirdin, o koşardı. "Bırakma!" diye bağırırdın. "Bırakmadım!" derdi. Çoktan bırakmıştı. Bu, bir babanın çocuğuna söylediği ilk resmi yalandır ve nesilden nesile büyük bir sadakatle aktarılır.

Ben bu yalanı bir kere söyledim, kızıma. Senaryoyu harfiyen oynadık. Dandik yan tekerlekler, haftalarca süren gıcırtılı saltanat, İngiliz anahtarlı söküm töreni, arkadan eğilerek koşu ve tam repliğinde "bırakmadım." Kızım sonunda öğrendi elbette, çocuklar her şeye rağmen öğrenir, ama süreç ikimize de faturasını kesti. Ona dizlerinden, bana belimden. Oğlanın sırası geldiğinde ise karşıma pedalsız bir bisiklet çıktı. Denge bisikleti diyorlar. İki teker, bir sele, bir gidon. Pedal yok, zincir yok, yan tekerlek yok. İlk gördüğümde eksik parçayla teslim edilmiş bir ürün sandım, iade prosedürünü araştırdım. Meğer eksik olan bisiklet değilmiş, benim bilgimmiş.

Bisikletle aramdaki eski hesabı geçenlerde Bisiklet: İki Tekerleğin Ağırlığı başlığıyla uzun uzun dökmüştüm, iki tekerin bir adamın omzuna neler yüklediğini orada anlatmıştım. Bu yazı, o hesabın çocuklara bakan sayfası. Orada ağırlıktan söz etmiştim, burada hafiflikten söz edeceğim, çünkü işin sırrı da tam orada saklı. Bisiklet babaya yük, çocuğa kanattır ve ikisi aynı iki tekerlektir.

Bisikletin unuttuğumuz çocukluğu

İşin tuhafı şu, denge bisikleti yeni bir icat değil. Bisikletin ta kendisi. 1817 yazında Karl von Drais adında bir Alman baron, Mannheim'da iki tekerlekli, pedalsız bir tahta makineye binip on dört kilometrelik yolu bir saatten kısa sürede aldı, posta arabasından hızlıydı. Adına Laufmaschine dedi, koşu makinesi. İnsanlar ayaklarıyla yerden iterek gidiyor, dengeyi vücutlarıyla buluyordu. Çalışma prensibi, benim kuşağımın Fred Çakmaktaş'ın arabasından ezbere bildiği sistemdi. Motor ayak, fren ayak, yakıt kahvaltı. Baron'un Fred'e tek üstünlüğü, tekerlekleri granitten yapmamış olmasıydı, o yüzden yokuş aşağı arabası ondan önce varmıyordu. Pedal, bu icattan neredeyse yarım asır sonra geldi. Yani tarih sırası şöyle: önce denge, sonra pedal. Biz çocuklarımıza bu sırayı tersinden dayatıp bir de üstüne yan tekerlek ekledik. Baron duysa mezarında ayaklarıyla yerden iterek dönerdi.

Demek ki çocuğuna denge bisikleti alan bir baba aslında modaya uymuyor, bisiklet tarihini doğru sırayla yaşatıyor. Çocuk iki yaşında Karl von Drais oluyor, dört yaşında pedallı bisiklete geçince ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına ulaşıyor. Beş yaşına geldiğinde teknolojik olarak bizi yakalamış sayılır. Gerisi vites meselesi.

Bu tarih bilincinin bende bir de maddi karşılığı oldu. Oğluma Wishbone'un ahşap denge bisikletini aldım. Baron'un 1817'deki makinesi tahtaydı, oğlumunki de ahşap, iki asır sonra aynı malzeme, aynı fikir, bizim garaj yolunda buluştu. Alet o kadar zarif ki eve gelen misafirler önce mobilya sanırdı, oğlum üstüne binip kapıdan çıkınca ikna olurlardı. Ahşabın bir de sesi var. Plastik gibi tıngırdamıyor, asfaltta tok ve ciddi bir sesle ilerliyordu, sanki üstündeki iki buçuk yaşında değil de önemli bir toplantıya yetişen biri. Kızım bu ahşap zarafeti görünce evdeki adalet dengesinin bozulduğunu hemen fark etti. Kendi yan tekerlekli geçmişini ara sıra tazminat konusu yapıyor, açıkçası davasında haklı, avukatlığını ben üstlenirim.

İki iş, tek bisiklet

Asıl mesele şu. Bisiklet sürmek tek bir beceri değil, iki ayrı becerinin toplamı. Birincisi dengede durmak, ikincisi pedal çevirmek. Bu ikisinden zor olan hangisi diye sorarsanız, cevabı her çocuk bilir. Pedal çevirmeyi üç yaşındaki bir çocuk üç dakikada söker, evdeki üç tekerlekli motorda zaten yıllardır antrenmanda. Zor olan denge. İki ince lastiğin üzerinde, hareket halinde, düşmeden kalabilmek.

Yan tekerlek bu iki işten kolay olanını öğretir, zor olanını sonraya erteler. Daha da kötüsü, zor olanı yanlış öğretir. Yan tekerlekli bisiklet aslında bisiklet değildir, dört tekerlekli bir araçtır ve araç gibi döner. Çocuk virajda gidonu çevirir, gövdesi dimdik kalır. Oysa gerçek bisiklet yatarak döner. Viraja giren bisikletçi önce fark ettirmeden gidonu ters yöne kırar, bisiklet viraj tarafına yatar, dönüş öyle başlar. Buna karşı yönlendirme deniyor, İngilizcesi countersteering, ve motosikletçilerin kurslarda para verip öğrendiği bu hareketi, denge bisikletli her çocuk kimseye sormadan kendi kendine keşfeder. Yan tekerlekli çocuk ise tam tersini ezberler. Yan tekerlekler söküldüğü gün çocuk sıfırdan başlamaz, eksiden başlar. Önce yanlış öğrendiğini unutacak, sonra doğrusunu öğrenecektir. Biz buna pedagoji demişiz yıllarca. Ben bu teoriyi kitaptan okumadım, kendi evimde çift kollu bir deney yürüttüm. Kontrol grubu kızım, deney grubu oğlum. Kızım yan tekerlekler söküldüğünde önce ezberini bozmakla uğraştı, virajlarda gövdesi hâlâ eski rejime sadıktı. Oğlanın ise unutacak bir şeyi hiç olmadı, arşivi baştan temizdi. Bilimsel makale yazacak kadar veri topladım, hakem heyeti annesi, sonuç kesin.

Hayat bisiklet sürmeye benzer. Dengeni korumak için yol almaya devam etmelisin.Albert Einstein, oğluna yazdığı mektupta

Einstein bu cümleyi 1930'da oğlu Eduard'a yazdığı mektupta kurmuş, orijinali "hayat" değil "insan" diye başlıyormuş, ama meramı aynı. Dikkat edin, pedal çevirmeye devam etmelisin dememiş, yol almaya devam etmelisin demiş. Denge hareketten gelir. Duran bisiklet düşer, yürüyen bisiklet durur. Bir çocuğun bu gerçeği pedalla, zincirle, yan tekerlek gürültüsüyle uğraşmadan, sadece iki ayağıyla yerden iterek keşfetmesi, fizik dersinin alabileceği en sade hali bence.

Jiroskop masalı ve işin gerçek fiziği

Önce jiroskopun ne olduğunu söyleyeyim, herkesin ders kitabı benim kadar taze olmayabilir. Jiroskop, hızla dönen bir cismin dönüş eksenini korumaya çalışması halidir. En bildik örneği topaçtır. Duran topaç yan yatar, dönen topaç dimdik durur, çünkü dönen kütle eksenine tutunur, onu devirmeye kalkan kuvvete inatla direnir. Aynı ilke telefonunuzun hangi yöne baktığını bilmesini, gemilerin sallanmadan gitmesini, uzay teleskoplarının hedeflerine kilitlenmesini sağlar. Kısacası fizik dünyasının inatçı dedesidir, bir kere bir yöne karar verdi mi kolay kolay fikir değiştirmez.

Bir ara herkes bisikleti işte bu jiroskop etkisinin ayakta tuttuğuna inanırdı, ben de dahil. Dönen tekerlek de dönen topaç gibidir, devrilmeye direnir, hikaye tamamdır, herkes evine. Sonra 2011'de Delft ve Cornell'den bir grup araştırmacı hem jiroskop etkisi hem de kaster etkisi bilerek iptal edilmiş bir deney bisikleti yaptı ve bisiklet yine kendi kendine dengede gitti. Meğer tek bir kahraman yokmuş, ön çatalın geometrisi, kütle dağılımı ve direksiyon ekseninin eğimi hep birlikte çalışıyormuş. Sıradan bisikletlerde bu ortaklığın en görünür ortağı yine de çatal geometrisidir. Ön tekerleğin yere değdiği nokta, direksiyon ekseninin yere ulaştığı noktanın biraz gerisindedir, bu mesafeye iz düşümü, teknik adıyla trail denir. Bisiklet bir tarafa yatmaya başladığında bu geometri ön tekerleği kendiliğinden o tarafa çevirir, bisiklet düşeceği yöne doğru direksiyon kırar ve altına girip kendini kurtarır. Bisiklet, düşerek düşmemeyi başaran bir makinedir. Bunu yazarken bile keyif alıyorum.

Çocuk için tercümesi şu. Denge, oturarak öğrenilecek bir teori değil, hızla gelen bir hediye. Denge bisikletindeki çocuk önce yürür, sonra tırıs gider, sonra bir gün iki ayağını birden kaldırıp süzülür. O süzülme anında bisikletin geometrisi onun tarafındadır, küçük yalpalamaları makine kendisi düzeltir. Çocuk hisseder, güvenir, tekrar dener. Ayaklar hep yerin birkaç santim üstündedir, korktuğu an basar, durur. Fren, gaz ve hava yastığı aynı organdadır. Bu kusursuz düzeni yaratan Allah bizden önce davranmış, çocuğun ayağına freni, cesareti ve ölçüyü daha baştan yerleştirmiş. Hiçbir mühendisin patentini alamayacağı bir tasarım bu, bize düşen sadece şükredip sele yüksekliğini doğru ayarlamak.

Bu kusursuz fren sisteminin faturası tek bir kaleme kesiliyor, ayakkabı tabanlarına. Denge bisikletli çocuk ayakkabıyı yukarıdan değil alttan eskitir. Bizim evde o dönem ayakkabılar yırtılmadı, incele incele buharlaştı, sonunda çorapla asfalt arasında ince bir formalite kaldı. Ayakkabıcı bizi ismimizle karşılar olmuştu, kapıdan girince numarayı sormadan rafa yönelirdi. Denge bisikleti, ayakkabı sektörünün henüz resmi sponsorluk teklifi götürmediği tek ürün olabilir, götürse yeridir, faturaları memnuniyetle ibraz ederim. Ben yine de bu masrafı diz merhemleriyle acil servis otoparkından ucuza getirdiğim için muhasebe defterini gönül rahatlığıyla kapattım.

Baba Notları · Teknik Kısım

Sele yüksekliği. Çocuk seleye oturduğunda iki ayağı da tabanıyla yere tam basmalı, dizler hafif kırık kalmalı. Parmak ucuyla yere değen çocuk kendini güvende hissetmez, güvende hissetmeyen çocuk süzülmez.

Ağırlık. Bisiklet, çocuğun kilosunun kabaca yüzde otuzunu geçmemeli. On iki kiloluk bir çocuğa altı kiloluk bisiklet vermek, bana yirmi beş kiloluk bisiklet vermekle aynı şey. Ben o bisikleti sürmem, o da sürmez.

Yaş. Çoğu çocuk on sekiz ayla iki yaş arasında binmeye başlayabilir. Üç dört yaş arası altın dönemdir. Bu dönemi denge bisikletinde geçiren çocuk, pedallıya geçerken çoğu zaman yan tekerleğin yüzünü hiç görmez.

Lastik ve fren. Şişme lastik dolma lastikten iyidir, yolu yumuşatır. El freni şart değil ama varsa güzel bir ön alıştırmadır, ayak nasılsa asıl freni bilir.

Kask. Pazarlık konusu değil. Kaskı bisikletle aynı gün alın ki çocuk ikisini tek eşya sansın.

Geçiş günü

Denge bisikletinin en tatlı sürprizini sona sakladım. Bir iki sezon süzülen çocuğa pedallı bisiklet verdiğinizde arada geçen süre çoğu zaman bir öğleden sonradır. Bazen daha az. Çünkü zor iş çoktan bitmiştir, geriye pedal denen kolay ayrıntı kalmıştır. Selenin arkasından tutup koşan baba, o meşhur "bırakmadım" yalanı, akşam yemeğinde anlatılan kahramanlık hikayesi, hepsi iptal. Çocuk biner, çevirir, gider.

Bunu kitaptan aktarmıyorum, bizim evde aynen böyle oldu. Oğlan pedallı bisikletine ilk oturduğu gün bindi, çevirdi, gitti. Prova yok, düşme yok, tören yok. Ben elimde telefon, tarihi anı kaydetmeye hazır bekliyordum, tarihi an diye bir şey olmadı. Çocuk sanki yıllardır sürüyormuş gibi sokağın sonuna kadar gidip geri döndü, benim yüzümdeki şaşkınlığa bir anlam veremedi. Haklıydı da, onun tarafından bakınca ortada öğrenilecek yeni bir şey yoktu, denge cebindeydi, pedal ayrıntıydı. Wishbone o gün resmi olarak emekliye ayrıldı, şimdi garajda bir köşede duruyor, hak edilmiş bir kıdem tazminatıyla.

Burada babalar adına küçük bir itirazım olacak. O koşma faslını ben de bekliyordum açıkçası. Eğilerek koşmanın bele yaptıklarına razıydım, fizik tedavicimin numarası hazırdı. Denge bisikleti beni bu görevden aldı. Oğlum kendi kendine öğrenirken ben kenarda elimde kahve, mesleği elinden alınmış bir usta gibi duruyordum. Sonra anladım ki görevim değişmiş sadece. Selenin arkasını tutmak yerine, gittiği yöne bakan adam olmuşum. Terfi mi tenzil mi, hâlâ karar veremedim. Kahve tarafı iyi ama.

Queen'in 1978 tarihli bir şarkısı vardır, Bicycle Race. Freddie Mercury bütün şarkı boyunca tek bir şey ister, bisikletine binmek, ve bu talebini dünyanın en gösterişli sesiyle, koro eşliğinde, zil çalarak duyurur. Rivayete göre şarkı, 1978 Tour de France kafilesinin Montreux'den geçmesiyle doğmuş, Queen o sırada hemen oracıkta Jazz albümünü kaydediyormuş. Bizim evde aynı eserin sözsüz bir yorumu her sabah icra ediliyor. Oğlum kahvaltı biter bitmez kapının önüne dikiliyor, bir eliyle kaskı gösteriyor ve Mercury'nin dört buçuk dakikada anlattığı meramı tek heceyle özetliyor. Talep birebir aynı, prodüksiyon bütçesi biraz daha mütevazı, kararlılık ise bence Freddie'ninkinin üstünde, çünkü Freddie hiçbir konserde kahvaltısını yarıda bırakmadı.

Bisiklete binen bir yetişkin gördüğümde, insanlığın geleceğinden umudumu kesmiyorum.H. G. Wells'e atfedilir

Wells bu cümleyi gerçekten kurdu mu, orası hayli tartışmalı, atfedilir diyorum ki aramız bozulmasın. Ama cümlenin çocuk versiyonunu ben her akşam sokağımızda görüyorum. Pedalsız bisikletiyle yokuştan süzülen, ayakları havada, ağzı kulaklarında bir çocuk gördüğümde insanlığın geleceği hakkında hiçbir endişem kalmıyor. O çocuk düşmeyi de öğreniyor bu arada, onu da yazmak lazım. Denge bisikletinden düşüş alçaktan ve yavaştır, diz kızarır, hayat devam eder. Yan tekerlekli bisikletten ilk gerçek düşüş ise yüksekten ve sürprizlidir, çünkü çocuğa o güne kadar düşmenin mümkün olduğu hiç söylenmemiştir.

Bırakmak üzerine kısa bir bölüm

Bisiklet öğretmenin sırrının bırakmak olduğunu bütün babalar bilir, kimse yüksek sesle söylemez. Selenin arkasını tutan el eninde sonunda açılacaktır, bütün mesele zamanlamadır ve zamanlama hep yanlıştır. Ya erken bırakırsın çocuk düşer, ya geç bırakırsın çocuk sana alışır. Denge bisikleti bu ikilemi kökten çözüyor, çünkü hiç tutmuyorsun. Bırakma anı diye bir an yok, baştan bırakılmış bir çocuk var. Ve o çocuk, kimse tutmadığı için, tutulmadan gitmeyi normal sayıyor.

Belki de en çok bu yüzden seviyorum bu pedalsız aleti. Bana yalan söyleme fırsatı vermedi. "Bırakmadım" diyemedim, çünkü tutmadım. Onun yerine kaldırımın kenarında durup baktım. İki teker, bir sele, bir gidon ve üstünde her turda benden biraz daha uzağa açılan bir çocuk. Pedallar sonra takıldı, zincir sonra geldi, vitesler daha da sonra gelecek. Ama işin aslı o ilk süzülüşteydi. Gerisi, Baron von Drais'in de bileceği gibi, ayrıntıdan ibaret.

Yorumlar

Eklemek ya da sormak istediğin bir şey varsa yaz — merakla okuyorum.

Yorumlar yükleniyor…